0 beğenilme 0 beğenilmeme
12 kez görüntülendi
Bilgi felsefesi kategorisinde (5.3k puan) tarafından

Doğru Bilginin İmkânı (Dogmatizm) nedir?

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
(5.3k puan) tarafından
 
En İyi Cevap

Doğru bilginin mümkün olduğunu savunan görüşe dogmatizm denir. Dogmatik filozoflar, bilginin nereden geldiği (kaynağı) konusunda farklı görüşlere sahiptirler, bu nedenle farklı akımlar ortaya çıkmıştır.

a) Rasyonalizm (Akılcılık)

En önemli temsilcileri ise Sokrates (Diyalektik konuşma), Platon (İdealar kuramı), Aristoteles (madde-form ilişkisi), Descartes (Metodik şüphe), Hegel (Diyalektik idealizm: tez-antitez-sentez), Farabi ve Leibniz.

Rasyonalizme göre doğru bilgi mümkündür ve doğru bilgiye ancak akılla ulaşabiliriz. Akıl, doğuştan bilgi edinme yetisi ile donatılmıştır. Yani biz bilgilere doğuştan sahibiz. Bunun için duyum ve algılar bize zorunlu, kesin, genel geçer bilgileri veremezler.

Böyle bir bilgiyi bize ancak akıl verebilir. Deneyden gelmeyen, deney öncesi bu bilgilere Kant “a priori” bilgi adını verir. Bazı rasyonalistlere (Sokrates, Platon), göre tüm bilgiler doğuştan vardır, bazı rasyonalistlere (Descartes, Farabi) göre ise bazı bilgiler (analitik önermeler, matematiksel bilgiler, akıl ilkeleri, evrene ve Tanrı’ya ait bilgiler) doğuştan vardır.

b) Empirizm (Deneycilik)

En önemli temsilcileri Epiküros, Gassendi, John Locke, David Hume, George Berkeley, Condillac ve Herbert Spencer’dir. Empirizm akımı, bilgilerimizin kaynağının duyu ve algılar olduğunu, doğuştan aklımızda hiçbir bilginin bulunmadığını ileri sürer. Ayrıca doğru bilginin ve dolayısıyla genel-geçer bilginin mümkün olduğunu savunur. John Locke’a göre; göre insan zihninde doğuştan hiçbir bilgi yoktur. Ona göre zihin başlangıçta üzeri yazılmayı bekleyen boş bir levhadır (Tabula Rasa). Her şey sonradan bu levhaya duyum ve deneyler aracılığıyla yazılır. Tüm bilgiler deney sonrası (a posteriori) dır. Sensualizm (Duyumculuk): Condillac empirizmi tümüyle duyumculuğa indirger. Condillac’a göre, tüm bilgilerin kaynağı duyulardır. Duyu verilerinin dışında hiçbir sonuç bilgi değildir. Düşünceyi duyuma ek bir bilgi kaynağı olarak görmez.

c) Kritisizm (Eleştirel Felsefe)

Bu akımının kurucusu ve temsilcisi I. Kant’tır. Kant, empirizm ile rasyonalizm’i uzlaştırmaya çalışmıştır. Kant’a göre akıl ve deney tek başına mutlak varlığı kavramada yetersizdir. İnsan bilgisi, duyu verileri ile aklın kategorilerinin birleşmesiyle oluşur. Kant’a göre; bilgimiz deneyle başlar akılla son bulur. Çünkü bilginin oluşabilmesi için deney kadar zihne de ihtiyaç vardır. Bilginin hammaddesini duyular (deney) bize verir. Bu hammadde zihnin kategorileri (a priori) içine girer. Bu kategorilerde form (şekil) alarak akıl tarafından işlenir ve böylece bilgi oluşur.

ç) Pozitivizm (Olguculuk)

Kurucusu ve temsilcisi Auguste Comte’dur. Comte göre doğru bilgi ancak bilimsel (pozitivist) bilgidir. Bilimsel bilgi olgulara dayanan, deney ve gözlem yoluyla elde edilen bilgidir. Comte olgulara dayanmayan, deneyle ispatlanamayan, denetlenemeyen şeylerin felsefeden atılması gerektiğini söyler. Çünkü bunlar bilimsel değildir, anlamsızdır ve metafizikseldir. Comte’un amacı felsefeye bilimsel bir kimlik kazandırmaktı. Bu nedenle metafiziksel şeylerin felsefeden atılması gerektiğini savunur. Çünkü bunların hiçbirinin olgusal dayanağı yoktur, bu nedenle ispatlanamaz.

d) Analitik Felsefe (Yeni-Neo Pozitivizm)

En önemli temsilcileri Wittgenstein, Reichenbach, Carnap ve B. Russell’dir. Analitik felsefecilere göre matematik ve mantık ile doğru olarak tanımlanamayan veya deney ve gözlem ile doğrulanamayan her bilgi değersiz, boş laftan başka bir şey değildir. Bilim sadece açık, mantıklı, akılsal değil duyu deneyimi ile de incelenip kanıtlanabilir olandır. Metafizik, bilimin ve felsefenin konusu olamaz. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir.

e) Entüisyonizm (Sezgicilik)

Sezgi aklın doğrudan doğruya, yani araçsız olarak bir şeyin algısını elde etmesi manasına gelir. Yani aklın bir hamlede, birden biri yani aniden algılaması bir sezgidir. Sezgicilik, akıl ve duyumu gerçeği bulma ve bilme aracı olarak kabul etmez. Çünkü bunlar, bulmak ve bilmek için araçlara muhtaçtırlar. Oysa gerçek ve öz biliş, hiçbir araç olmaksızın, doğrudan doğruya sezgi gücüyle bilmekle mümkündür. En önemli temsilcileri Gazali ve Henri Bergson’dur.

f) Pragmatizm (Faydacılık)

Pragmatizm’e göre bir şey yararlı olduğu sürece değerli, önemli ve doğrudur. Gerçeklik ve doğruluk insanın eylemlerinin sonuçları, başarıları ve yararlarıyla değerlendirilmektedir. En önemli temsilcileri William James ve John Dewey’dir. W. James’e göre; insan yaşamında işe yarayan ve faydalı olan şeyler doğru ve gerçektir. Doğrunun değeri de bize sağladığı fayda ile ölçülür. Hayat ve olaylar değişkendir, bu nedenle insanın ihtiyaçları da sürekli olarak değişir. Doğrularda bu değişimlere bağlı olarak sürekli değişir. Dewey’e göre; karşılaştığımız problemlerin çözümünde bizi başarıya götüren, sorunumuzu çözmemizde yardımcı olan bilgiler doğrudur. Bu görüşe enstrümantalizm (aletçilik) denir.

g) Fenomenoloji (Görüngü/Özbilim)

Fenomen aklın ve duyuların algıladığı her şeydir. Fenomenler, tek tek algılanan nesneler değildir. Tek tek algılanan nesnelerin ifadesi olan bütünsel (tümel) kavramlarıdır. Örneğin; tek tek algılanan kiraz, erik, karpuz gibi meyveler değil, düşünce/akıl yoluyla bütünsel olarak bilinen MEYVE kavramıdır. Bu akımın temsilcisi Edmund Husserl’dir. Husserl’e göre; görünenlerin (fenomenler) içinde bulunan “öz” doğru bilgidir ve bu “öz” ancak bilinçle kavranır. Fenomenoloji bir varlıkların özüne ulaşmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntem; bir fenomenin (nesnenin) öz bilgisine ulaşabilmek için önce onun özüne ait olmayan tüm özelliklerin (ilgisiz görüşler, bilimsel ve günlük bilgiler, önyargılar vb.) ayıklanmasını (parantez içine alınması) içerir. Böylece insanın öze ulaşmasını engelleyen, öze ait olmayan öğeler, kısa bir süre için yok sayılır. Böylece varlığın özünü meydana getirmeyen somut özellikler ayıklanarak varlık soyutlanır. Bu sayede bilinç, onun özünü doğrudan, aracısız olarak kavrar. Kısacası fenomenoloji, varlıkların olgusal özellikleri ötesinde bunların özlerini, yani sadece düşüncemizdeki varlıklarını kavrama çabasıdır. Örneğin; bir kalemin özüne ulaşmak istiyorsak, kalemin olgusal özelliklerini (şeklini, rengini, ağırlığını vb.) bir kenara bıraktığımızda bilincimizde, onu kalem yapan saf özü, idesi kalır. Bu özler, zaman ve mekâna bağlı değildir, ölçülüp tartılamazlar.

Hoş geldiniz, Fikiravm sizelere sorularınızın diğer kullanıcılarımız tarafından cevaplanması için bir ortam sağlar.

İlgili sorular

0 beğenilme 0 beğenilmeme
1 cevap 14 kez görüntülendi
1, Ocak, 1 Bilgi felsefesi kategorisinde Halit (5.3k puan) tarafından soruldu
0 beğenilme 0 beğenilmeme
1 cevap 13 kez görüntülendi
1, Ocak, 1 Bilgi felsefesi kategorisinde Halit (5.3k puan) tarafından soruldu
0 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 5 kez görüntülendi
18, Aralık, 2019 Felsefe kategorisinde Recep (62.2k puan) tarafından soruldu
0 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 5 kez görüntülendi
18, Aralık, 2019 Felsefe kategorisinde Recep (62.2k puan) tarafından soruldu
0 beğenilme 0 beğenilmeme
0 cevap 9 kez görüntülendi
18, Aralık, 2019 Felsefe kategorisinde Recep (62.2k puan) tarafından soruldu
...